Tiyatroda oyun bittikten sonra salondan çıkıp da yürümeye başladığımda, dışarıdaki dünya hep biraz tuhaf geliyor bana. Sanki sahnede gördüğüm o iki saatlik hayatın tortusu üstümde — gerçeklik bir an için kaymış gibi. Bence iyi bir oyunun ölçütü tam da bu: sonu geldiğinde seni hâlâ orada bırakması. Ne yazık ki son zamanlarda az tiyatro izleyebildim; bu yıl daha çok zaman ayırmak istediğim alanlardan biri. Sahne sanatlarının dijital çağda hâlâ taşıdığı o eski tılsım var — kameranın olmadığı, oyuncu ile seyircinin aynı havayı paylaştığı tek alan. Bu ortaklığın, hiçbir ekranın yerini tutamayacağı bir samimiyeti var. Belki de tiyatroya gitmek, insanlığın en eski ritüellerinden birine katılmak gibi bir şey.